Google+ Badge

16 Aralık 2014 Salı

PAUL MURAT’I TANIYOR MUSUNUZ?


PAUL MURAT’I TANIYOR MUSUNUZ?


60’lı yılların sonlarına doğru 45’lik üretimi büyük hız aldı ve birçok şirket peşi sıra her türlü müziği içeren 45’likleri piyasaya ardı ardına vermeye başladı. 45’lik plak iki şarkı içerdiği için ve çok fazla maliyetli olmadığından amatör şarkıcılar bile kolaylıkla plak yapma  şansını yakaladı. Şirketler şimdiki gibi şarkıcı adayının tipi, seksapeli ve görünüşü üzerinde fazla durmuyordu. Güzel bir sese sahip olmak yeterliydi. Hele şarkıcı adayı bir de söz yazıp beste yapıyorsa işi daha kolaydı. 70’li yılların ortalarına kadar bu kolaylık sürdü ama konumuz kimin kolay kimin zor plak yapması değil o bollukta hiçbir reklama gerek görmeden piyasaya sürülen plakların içerdiği plak kapaklarının grafik tasarımları.
  Bu yazıyı yazmama sebep (kapağı benim için en ilginç olan “Paul Murat” plağıdır. 70’li yıllarda enstrümantal plakları zevkle dinlenen Paul Murriat Orkestası’nın “Come Come” plağı S&S Plak tarafından Türkiye’de basılmaya karar verilir. Tahminimce S&S Plak’ın  kapaklarını yapan Galeri Matbaası’na telefon eden S&S Plak yapımcıları “Paul Murriat’ın yeni 45’liğini yaptık, bir kapak hazırla da yolla” derler. Matbaada çalışan Ali Usta o yılların meşhur orkestrası Paul Murriat’ı nereden bilsin! İsmi anlayabildiği kadarıyla bir kapak yapar ve şirkete yollar. S&S Müzik bakar ki koskoca Paul Murriat Orkestrası olmuş “PAUL MURAT”! Eh binlerce kapak basılmış atılacak değil ya sür gitsin! Kaç kişi anlar ki mantığından sürülmüş belki de piyasaya biz koleksiyon severlere ilerde hoş bir kapak sunacaklarını bilmeden tabii. Bu işin şakayla karışık plak kapaklarının grafik tasarımlarına giriş kısmı elbette.



  Büyük plak şirketlerinin dışında hiçbir plak yapımcısı gazetelere veya dergilere yaptıkları plakların reklamını vermezlerdi. Çoğumuz plakçı vitrinlerinde görürdük Neşe Karaböcek veya Nesrin Sipahi’nin yeni plağının çıktığını. Çocukluğumda en sevdiğim şeydi plak satan mağazaların vitrinlerinde asılı duran 45’lik kapaklarını seyretmek. O zamanlar sanatçıların isimlerinin veya kapaklarındaki grafiklerin uygun olup olmadıklarını hiç düşünmez o renk cümbüşünde mest olurdum. Siz bu günlerde bir şirketin “Habip Çamlıyer” adında bir şarkıcıya kaset yapabileceğini zannediyor musunuz? Yeni isimi ne olur bilinmez ama hemen değişeceği kesin... Peki sizce Habip Çamlıyer’in plak kapağı gibi bir kapak görebilir misiniz? Göremezsiniz çünkü kapak en az dörde katlanır. Şimdi gelin hep beraber elime geçen bazı kapakların tasarım ve sanatçı isimlerine şöyle bir bakalım. Bu şaheserleri tıklayarak büyütün hatta beğendiklerinizi wallpaper yapın bilgisayarınıza.







URFALI HALİL CANPOLAT
Çarşıkapı’da Foto Tuna’da çektirdiği bu muhteşem pozumuzu içeren 45’liğimiz ‘’Urfanın Sesi’’ tarafından yayınlanmış. Ayhan Işık bıyıklarımız, oldukça yanık bir sesimiz var.











KENAN SARAYLI:
 
Sarıkaya Plak’tan çıkan bu muhteşem plak Selahattin Sarıkaya imzası taşıyor. Kapak düzeni: Turan Açıksöz diye yazıyor ki o yıllarda kapağın kime ait olduğu genelde bilinmezdi. Turan beyi buradan kutlamak istiyoruz Kenan Saraylı’ya uygun olsun diye vesikalık resmini saray çizimi üzerine oturtarak güzel bir tasarıma imza attığı için.











KUL DERTLİ SADIK: 
Ümit Plak tarafından piyasa çıkarılan bu plak Kul Sadık’ın sözlerini yazdığı Bilal Bozdoğan’ın bestelerini yaptığı iki parçadan oluşmakta. “Gizli Sırlarımı Deme Ellere” diyen Kul Sadık bir zamanlar hepimizin fotoğrafçılarda verdiğimiz pozlara benzer bir resmini kullanmayı tercih etmiş, ne diyebiliriz ki...









GÜLCAN OPEL :
 
Çocukluğumda   soyadına en çok güldüğüm isimlerden biriydi Gülcan Opel. OPEL marka arabamız olduğu için mi nedir komik gelirdi bana. Plak kapağına bakarken o güzler ister istemez aklıma geldi. Herhalde günümüz sanatçılarından hiçbiri şimdi böyle bir soyadı ile çıkmazdı. Düşünsenize Yonca Evcimik yerine Yonca Toyota!










BELKIS ÜNLÜSES: 
İşte o yılları anlatan en güzel isim, en güzel plak kapağı en güzel poz. Hani dedim ya isterseniz wallpaper yapın bu kapakları, işte en büyük aday. Kim bilir gerçek soyadı neydi  Belkıs hanımın. Ama o yıllarda en çok yapılan şey fotoğrafta kalemle oynama. Bilgisayar yok ki rötuş yapsınlar; çiz kalemle olsun şahane gözler...







GARİBİM AHMET: 
Batı Plak  tarafından yapılan Garibim Ahmet o yılların süperstarı Erol Büyükburç’u taklit edeyim demiş. Erol Büyükburç’un “Kölen Olayım” 45’liğinin kapak tasarımını bire bir uygulamış ama Erol Büyükburç gibi gitarla poz verememiş, çünkü Garibim Ahmet saz çalıyormuş. Eline sazı alabilirmiş aslında ki taklit tam olsun. Garibim Ahmet Batı Plak adına en az yirmiye yakın 45’lik yapmış, ne diyeyim pek de garip değilmiş yani. Düşünsenize Çelik değil de “Garibim Çelik” veya “Garibim Hakan Peker” olsaydı bu devirde ne eğlenirdik değil mi?






GÜLÜM
Güven Plak sanatçısı Gülüm evinde karanfiller arasında çektirdiği Semiha Yankı’nın Eurovisionvari elbisesi ile kapağı bayağı renklendirmiş. İsmi, yanık sesiyle okuduğu “gazelli” şarkılar, hele bir de plağın B yüzündeki şarkı birşeyler dememe gerek bırakmıyor. “Sen Benim Namusumsun Sevgilim”.












AHMET DENİZ
Altınses Plak sanatçısı Ahmet Deniz’in son okuduğu plaklardaki şarkıları merak edebilirsiniz diye düşündüm. “Azize”, “Nebahat”, “Ayıp Sana Ayıp”, “Sevda Perisi” gibi değerli eserleri seslendirmiş. Pepino Di Capri pozu ve gözlüğü hakkında yorum bile yapamıyorum ama mavi fonu pek beğenmedim açıkcası.




Evet, sizlere bu türden yüzlerce plak bulup yazabilirim ama yazıyı yazarken elime geçenler bunlar oldu bunlara baktık hep beraber. Pop müzik sanatçılarımızın da pek bunlardan aşağı kalır tarafları olmadığını düşünürsek bir sonraki yazımızın konusu olmaları mümkün.  Erol Büyürburç, Nermin Candan, Kamuran Akkor, Ayla Dikmen, Serpil Barlas, Lale Belkıs gibi sanatçılar aklıma ilk gelen isimler... Ne kitch plak kapakları var aslında ama bunları yazmama gerek yok ama sizlere bir kaç tane paylaşayım en iyisi.




Hakan Eren ( 2005-Bir Zamanlar sitesinde yayınlandı bu yazı)







14 Aralık 2014 Pazar

‘’CAZIN ANASI’’ NI HATIRLIYOR MUYUZ? SEVİNÇ TEVS


‘’CAZIN ANASI’’ NI HATIRLIYOR MUYUZ?

‘’Müzik dünyamızın ilk kadın sesi Sevinç Tevs’in dinlenebileceği ne bir albümü ne de bir CD’si var henüz. Bu ayıbımız ne zaman son bulacak acaba?’’

   24 Ekim 1976 yılında müzik dünyamız çok önemli bir sanatçısını kaybetmişti . Eskilerin “Türk cazının anası” diye hatırladıkları Sevinç Tevs . Genç okuyucularımız bu ismi belki de ilk defa duyuyor olabilir ama müzik dünyamızın ilk kadın seslerinden ve en önemli isimlerinden bir tanesidir. Sevinç Tevs ayrıca günümüzün ünlü söz yazarı ve bestecisi Şehrazat’ın da annesidir. Çocukluğumda radyodan dinlediğim bu sesi siyah beyaz televizyon ekranında ilk tanıdığım zaman güler yüzlü, zarif bir kadınla karşılaşmıştım. Kısa kesilmiş sarı saçları ve yuvarlak hatlara sahip bir yüzü vardı. Sonra bir gün o yıllarda keyifle seyrettiğim ve  büyük müzisyen Erol Pekcan’ın  hazırladığı ‘’Anıların Müziği’’ programında Sevinç Tevs’in kanser olduğunu öğrenmiştim. Kendisi sevinçli bir şekilde anlatmıştı yakalandığı amansız  hastalığı ama benim çocuk yüreğim inanılmaz derecede burkulmuştu. ‘’Dünyada yaşamak zorunda olduğumuz öyle insanlar var ki benim bu hastalığım yanında melek kalır. Hem ben onunla yaşamaya alıştım artık.Yeneceğim ben bu kanseri’’
    1926 yılında Tiran’da doğan ve ilk kez 5 yaşında Muhiddin Sadak yönetiminde ‘’Balıkçılar’’ operetinde sahneye çıkan Sevinç Tevs, ablası Sevim ile birlikte Ankara Radyosu’nda yaptığı programlarla tüm Türkiye’nin dikkatini çekmişti. 40’lı yılları bilenler onu kardeşiyle birlikte Andrews Sisters’ın şarkıları söylerken , Sevim ve Sevinç Tevs kardeşler olarak hatırlarlar.
     Ankara Devlet Konservatuarı Şan ve Tiyatro bölümünden mezun olduktan sonra İbrahim Özgür Orkestrasında şarkı söylemeye başlar. İlk yurtdışı konserini Yunanistan’da verir. 1948 yılında Amerika’ya gider ve New York’daki bir yarışmada Arif Mardin’in ‘’For You’’ adlı bestesi ile birinci olur. Defalarca yurtdışında konserler veren BBC’de ve Berlin Televizyonu’nda çıkan ilk Türk şarkıcısıdır.
     1968 yılında Apollonia Şarkı Yarışmasına besteci Selmi Andak’ın ‘’Ve Ben Yalnız’’ adlı muhteşem eseri ile katıldı ama dereceye giremedi. Dede Efendi’nin  torunu olarak Türk Sanat Müziğinin bütün klasik eserlerini ezbere bilirdi. Kalın ve karakteristik sesinin “caz söylemek için ideal” olduğu konusunda hemen hemen herkes hemfikirdi. Kişilikli , kendine özgü bir yorumla caz standartları söylemesinin yanı sıra , Türk Müziğinden yapılmış uyarlamalar da söyledi. “Caz sizce nedir ?” sorusuna Erol Pekcan , “Bence tek kelime ile , caz yorumdur,” demişti.  “Yorum da Sevinç Tevs...”
     Sevinç Tevs Türkiye caz tarihine, caz yorumculuğunun  hakkını vererek geçti. Ama ne yazık ki, bu emsalsiz ses, herkes için tamamen kayıp. Sevinç Tevs’in dinleyebileceğimiz ne bir albümü ne de bir CD’si var henüz. Arşivlerde kalmış bir isim Sevinç Tevs ve bir şeyler yapılmazsa tamamen unutulup gidecek. Sevinç Tevs’in bir tek plağı (45’liği)  yayınlandı bugüne kadar, o da ölümünden sonra: “Take The ‘A’ Train” ve “Oklahoma Blues”. Bu plağı elbette kendisi görememiş... Oysa yıllarca hem bu ülkede , hem de Mısır’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar dünyanın dört bir köşesinde caz şarkıları söylemiş , radyo ve televizyon programlarına çıkmış bir sanatçıydı Sevinç Tevs.




    
     Arşivlerde olduğunu düşündüğüm Sevinç Tevs caz konser kayıtları , yayınlanmış tek plağındaki melodiler ve  1968 yılında Atina’da yapılan “1. Apollania Uluslararası Şarkı Festivali”nde seslendirdiği ‘’Ve Ben Yalnız’’ adlı şarkının bir araya getirilerek tek albümde toplanması, ülkemiz müzik tarihi için oldukça önemli bir katkı olacaktır. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük caz yorumcusunun şarkılarının herkese sunulması, müzik dünyamız için bir onur ve gurur vesilesi de olacaktır.
     Bu CD ile birlikte bir Sevinç Tevs konseri hazırlanabilir. Sanatçı ile aynı dönemde sahnede yer almış ve “öncü” olma vazifesini de yerine getirmiş olan  Ayten Alpman , İlham Gencer , Ayferi , Rüçhan Çamay , Ömür Göksel , İlham Gencer v.b. şarkıcılar, tek bir konserde bir araya getirilerek Sevinç Tevs repertuarını seslendirebilirler. Konserin bir bölümünde, Sevinç Tevs’in tek çocuğu olan kızı  Şehrazat da yer alabilir. Şehrazat da, 70’lerin sonunda çok iyi bir caz şarkıcısı olarak nam salmış, ancak yazdığı şarkılar çok fazla ilgi toplamaya başladığında bu özelliğini unutmak ya da unutturmak durumunda kalmıştı. Şarkıcı, en son Ayten Alpman için Cemal Reşit Rey’de düzenlenen saygı gecesine katılmış ve seslendirdiği caz şarkılarıyla herkesi kendisine hayran bırakmıştı.
  Müzik dünyamız bu ayıbıyla birlikte daha ne kadar müzik üretmeye devam edecektir sizce ?




SEVİNÇ TEVS HAKKINDA GÖRÜŞLER

Şehrazat

‘’Annem maalesef hiç plak yapmamış sadece radyo emisyonları yapmış. Öldükten sonra Türk Kanser Derneği bir hatıra plağı yaptıydı bu yüzden piyasada kaydının olmaması son derece doğal. Oysa Ayten Alpman ve Rüçhan Çamay’ın plakları var. Ancak burada TRT belki elinde ki arşiv kayıtlarından bir şeyler yapabilir. Gerçi bir zamanlar bir yangın olayı geçirmişlerdi ellerinde ne var bilemiyorum. Sadece Erol Pekcan’la yaptığı program dışında bildiğim kayıt yok. Böyle bir çalışma yapılacak olsa ben kızı Şehrazat olarak elimden gelen her şeyi yaparım ama devletin elindeki kayıtları alma hakkım yok. Kanuni olarak yok zaten TRT bunları dışarı vermez. Annemden kalan bir arşivde yok ki elimde çünkü annem tutmamış kendi arşivini. Böyle bir çalışma çıktığında gençlere iyi bir örnek olacaktır bir kere. Ama bu arşivler devletin elinde buna TRT’nin el atması lazım bende kendi payıma düşeni yapmam lazım. Yapıldı mı annemin 16 yaşında ki sesinden 46 yaşına  kadar olan sesinde kronoloji yapmak lazım o da çok zor. Anneme de bu yakışır.’’


Ayten Alpman

‘’Sevinç Tevs’in en büyük özelliklerinden birisi de harika konuşma yeteneğiydi. Çok büyük bir şarkıcıydı. Hakikaten memleketimizin yetiştirdiği ilk kadın şarkıcısıydı. Benimde çok iyi arkadaşımdı. Malesef kıymeti bilinmiyor. Nedenini bilmiyorum ama o zamanlar taş plak bile yapmadıydı. O kadar müziğe düşkündü ki ölüm yatağında bile beste yapardı kafasında. Bu kadar önemli bir sesin piyasada hiçbir kaydının bulunmaması hakikaten ayıp. Ben kısaca müzik dünyamızın nankörlüğü diyorum. Son zamanlarında rahmetli Erol Pekcan’la bir program yapmıştı herhalde TRT arşivinde vardır bu görüntüler. Piyanonun üzerinde şarkı söylemişti.’’


Rüçhan Çamay

‘’Benim için harika bir sanatçıydı o. Ben ona hayrandım ve onun yüzünden müziğe atıldım. Ben Ankara’da iken Sevim-Sevinç Tevs kardeşler olarak düet yaparlardı bende onları dinlerdim ve çok etkilenmiştim o yıllarda. Daha sonraları kardeşinden ayrıldı ama nefis caz söylerdi. Kendisi çok hiperaktif bir insandı ama yaptığı işi fevkalade iyi yapardı. Yaptı da ben ona özendim Ayten’de bana özendi. İşte biz üçümüz Sevinç’in sayesinde  müzik dünyasına epey bir şey yaptık. Sevinç’in hiçbir kaydının olmamasına çok üzülüyorum , nasıl olur bu anlayamıyorum. Dünya kadar radyo programı vardı ne yaptılar acaba Ankara Radyosundan bulunup alınabilirdi. Ona bakarsan bana da , aslında hepimize yanı şey yapılıyor. Benimde hiçbir kayıtım yok piyasada. Ankara’da benim ve Sevinç’in ne programları vardı yok ettiler , sildiler.’’



Ayferi

‘’Sevinç Tevs hepimiz için bir ışıktı her şeyden önce çocukluğumuzda tüm caz söylemek isteyenlerin etkilendiği tek insandı. Başka kimse yoktu ki sonradan  Rüçhan , Ayten çıktı. Böyle öncü bir sanatçının hiçbir kaydının olmamasına ayıp diyorum. Bence Türkiye’de müzikle ilgilenen herkesin büyük bir ayıbı. Korkuyorum yani bize de yarın bir şey olsa  aynı şeyler bizimde başımıza gelecek. Bizi de kimse hatırlamayacak anmayacak. Üzücü bir olay.’’


Ömür Göksel

‘’ Sevinç Tevs ile birlikte 1959 yılında ben amatör iken şarkı söyledim. Ona bayılırdım bir şarkıcı olarak zaten. Sarah Vaughen tarzı bir şarkıcıydı ve Sarah bana göre  gelmiş geçmiş caz dünyasının en iyi şarkıcısıydı. Nişantaşı’nda ki bir kulüpte şarkı söylerdi. Benimde amatör olduğum yıllardı ve onun olduğu sahnelerde şarkı söyledim. O zamanlar Sevinç Tevs Sarah Voughen’in ‘’Wrong’’ diye bir şarkısını söylerdi. Çok güzel söylerdi. Bayılırdım onu seyretmeye , dinlemeye. Daha sonra ona rakip olabilecek yine çok hayran olduğum Ayten Alpman çıktıydı. Bir müddet sonra Sevinç Tevs müziği bıraktı , küstü daha doğrusu. Piyasada hiçbir kaydının olmaması çok acı. Ben şöyle yorumluyorum. Türkiye’de müzik İMÇ’den yönetiliyor. İMÇ nedir ‘’İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’’ İstanbul Müzik Çarşısı falan değil. Dolayısıyla manifaturacılar çarşısının içinden yönetilen bir müzik dünyasında müzik yapıyoruz. İşin acı taraflarından biri de bu. İrdelenmesi gereken başka konuda bu. Onların zevkine kalmış bir müzik yapılıyor Türkiye’de. Onların zevkine kalmış bir müzik anlayışı da bu kadar olur.’’



Selmi Andak

‘’Eğer bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de eskiden Hafif müzik şimdi de Pop müzik , Popüler müzik , Evrensel müzik , Atatürk’ünde müzik evrimi üzerine yaptığı tüm faaliyetlerin içinde yararlı olarak hizmet edenler sadece müzisyenler , enstrüman çalanlar , besteciler değil en başta gelebilecek yorumculardır. Bu yorumcular Türkiye’de sayı ile sayılacak kadar az. Aynı şekilde üç büyükler , dört büyükler gibi deyim vardır politikada , sporda , sinemada ki gibi. Müzikte de rastlantımıdır bilemem aynı döneme düşen üç büyük yorumcumuz var. Bunların üçünün de kadın oluşu kadın erkek ayrımını ortaya koymaz. Kimler bunlar Sevinç Tevs , Ayten Alpman ve Rüçhan Çamay. Sahneye ilk olarak tek çıkmamıştır kardeşi ile Sevim-Sevinç Tevs kardeşler olarak İstanbul Radyosunda İbrahim Özgür Orkestrasıyla program yaparlardı. Abartmıyorum dış ülkelerde söylediği şarkılarla  bir Ella Fitzgerald , Sarah Voughen kadar iyi şarkı söyleyebilen bir değerdi. 1968 yılında ben Fransa’dan yeni döndüğüm zaman söz-müziğini yapmış olduğum ‘’Ve Ben Yalnız’’ ile Apollonia Şarkı Yarışmasına  rahmetli Şerif Yüzbaşıoğlu düzenlemesi ile katıldık ki ben şok olmuştum o zaman çünkü dış ülke yarışmalarına gitmek önemli bir olaydı o dönemler. Atina’ya gittik ve mansiyon aldıydık ve döndüğümüzde bu şarkıyı Sevinç’e Disko firmasından plak yapmak istedik ama ben dahi ne olduğunu inanın bilmiyorum Sevinç Tevs yerine çok değerli başka bir ses Gönül Turgut’a plak yapıldı. Sevinç’e maalesef ölümünden sonra Balet’ten hatıra 45’liği yapıldı. Hakikaten bu çok üzücü bir olay. Tüm yapılanlar arşivlerde kaldı bakın şimdi 2004’deyiz hala ortada bir şey yok. Piyasaya olmayacak bir türlü albüm çıkıyor , yoz müzikler ortada. Şimdi TV kanalları bir sürü star yarışmaları yapıyor ama asıl ilk kraliçesi olan Sevinç Tevs’e hiçbir şey yapılmış değil bu utanç verici bir olay. Ben bunları ‘’Ve Ben Yalnız’’ın bestecisi olarak söylemiyorum müzik eleştirmeni olarak söylüyorum.’’



Naim Dilmener

"Memleketin en güçlü seslerindendi; hem iyi bir şarkıcı hem de bir öncü. Ne yazık ki hiç kıymeti bilinmedi; ne o zaman, ne şimdi. Normalde, yere - göğe konamaması gereken bu dev yorumcudan; en sıradan şarkıcıya bile layık gördüklerimizi esirgedik. Hiç albümü olamadı mesela. O inanılmaz sesi ve tekniği ile seslendirdiği her şey kayıt altına alınamadı, kayıplara karıştı. Kendisi değil, biz kaybettik. Mevcudiyeti, bu memleket için büyük bir armağandı ve biz bunu değerlendiremedik... Küçük de olsa, hala bir imkan yaratabiliriz belki: Çok az miktarda olsa da, hala bulunabilecek kayıtlar gün yüzü görebilir, yayınlanabilir. "Kültür - sanat" dendi mi mangalda kül bırakmayan 'holding' ve 'banka'lar, kış uykusundan uyanıp, bu emsalsiz sanatçıya, hak ettiği değerin, hiç olmazsa bir bölümünü vermeli. Çok geç artık ama bu 'ayıp' ile sonsuza kadar yaşamamızdan iyidir."




(Bu yazı AKORT Dergisi Ocak-2004'de yayınlanmıştır) 
Hakan Eren




YORUMSUZ / Nilüfer

    YORUMSUZ / Nilüfer



ESKİ SAYFALARDAN...                  MAYIS-1974

YENİ YIL GELDİ...TAKVİMLERİ DUVARLARIMIZA ASALIM


                                                YENİ YIL GELDİ...
                                 TAKVİMLERİ DUVARLARIMIZA ASALIM




Zeki Müren her sene bize yılbaşına girerken şöyle seslenirdi;
‘Yeni yıl hepinize mutluluklar getirsin canımdan çok sevdiğim dinleyicilerim.’’




70’lerde 80’lerde yeni yılın yaklaştığını TRT yılbaşı özel programına kimler çıkacak kavgaları basına yansıyınca daha iyi anlardık. Bu sene dansöz var mı yok mu diye konuşulurdu günlerce. Dansöz olsun olmasın yıllarca yılbaşına Zeki Müren’le girmeye alıştık TRT ekranlarında. Zeki Müren’in yılbaşı mesajlarını özlemle anmamak elde değil. Yine yılbaşı yaklaştı ama televizyonun eski cazibesi yok artık bizler için. Yine de eski yılbaşı görüntülerine denk geldiğimizde seyretmeden geçemiyoruz.
Sadece yılbaşı TV programları değil, o zamanın en popüler dergilerinde yılbaşı kapak pozunu kim verecek diye de merak ederdik. HEY, SES, GONG, HAYAT gibi en önemli dergilerde kapakta kim olacak yarışı olurdu. Şimdi böylesi sektörde çok etkin müzik ve sinema dergilerimiz yok ama eski kapaklara tekrar bakmak bile başka bir keyif bana sorarsanız. Bu dergilerin ve gazetelerin yılbaşı kapakları kadar verdikleri takvimler de çok özeldi bizler için. Biz bu takvim posterleri odalarımızın duvarlarına asardık. Gördüğünüz gibi çıplak kadınlar bile olurdu takvim fotoğraflarında ama inanın o yıllarda bundan kimse rahatsızlık duymazdı.  PAZAR , MODERN GAZETE, HAFTANIN SESİ, HAFTA SONU, OKEY gibi gazete ve dergiler evimize rahatlıkla girerdi ve sayfalarındaki çıplak fotoğraflar kimseye rahatsızlık vermezdi. Şimdilerde böylesi takvimler veren gazete ve dergiler kalmadı. Zaten olsa bile, o takvimleri odalarının duvarlarına rahatsızlık duymadan asacak kimse de kalmadı sanırım.  

Yazının en altında göreceksiniz. Sizlere 1973 ve 1974 yılı takvimlerini hediye ediyoruz. Hiç işinize yaramaz biliyoruz ama en azından gözünüz gönlünüz şenlenir. O yılları hatırlayanlar biraz nostalji yapar, yaşı daha genç olanlar ise bir zamanlar toplum olarak nasıl “açık” görüşlü olduğumuzu görür.



(Bu yazı GZone Aralık-2014 sayısında yayınlanmıştır)


TÜRKİYE’NİN İLK TRANSSEKSÜELİ: AYLİN BERKAY - DİĞER ADI İLE SERBÜLENT SULTAN


TÜRKİYE’NİN İLK TRANSSEKSÜELİ: AYLİN BERKAY            DİĞER ADI İLE SERBÜLENT SULTAN














1952 Samsun doğumlu Aylin Berkay’ın çok ilginç bir hikayesi var aslında. Gerçek adı Ali Saraç ama kadınlığa geçip cinsiyet değiştirmesi ile adı Aylin Berkay olmuştu. Çift cinsiyetli doğmuştu ve 19 yaşını bitirdikten sonra ameliyatla kadın olmayı tercih etmişti. Aylin Berkay olduktan sonra dansözlük yapmaya başlamıştı ama sonra şarkıcılıkta karar kılmıştı. Aslında sahneye karşı olan hevesi çok küçük yaşlarda başlamış ve ilk kez sahnelere düğün salonlarında çıkmıştı. Askerliğini bitirdikten sonra kadınsı özlemlerin esiri olmaya başlamış ve kaşlarını ve dudaklarını boyamaya başlamış hatta dantelli buluzlarla sahneye çıkmaya başlamıştı. Ali Saraç, ameliyatla kadın olduktan sonra ilk önceleri siyah saçlarıyla, şuh bakışlarıyla çok güzel bir kadın olmuştu ve çok sonraları saçını boyatarak sarışın olmayı tercih etmişti. 1977 yılında Adana pavyonlarında şarkıcılık yapan Aylin Berkay pamuk diyarında bir çok pamuk ağasını peşinde koşturmuştu güzelliği ve seksi duruşu ile. 1978 yılında Türk sinemasında seks filmleri furyası devam ederken kendini bu filmlerin içinde buldu çünkü Adana pavyonlarında çalışırken kaldığı otelin odasında gazetelere baby doll ile verdiği pozları oldukça olay olmuştu. İlk filmlerinde başrolde değildi ama daha sonra iyice şöhretlenince başrollerde açıldı saçıldı rol aldığı filmlerinde. İki yıl içinde toplam 14 filmde rol aldı. ‘Esmerin Adı Sarışının Tadı’, ‘Oooh Oh’, ‘’Fırçana Bayıldım Boyacı’, ‘Kadınlar Hamamı’,  ‘Yaz Deftere’ gibi filmlerde oynadı. 





Pavyon şarkıcılığı ile başlayan zorlu sahne yaşantısı Nisan 1979’da çıkardığı ‘’Kimbilir-Ben Küskünüm Feleğe’’ 45’lik plağı ile bambaşka bir boyuta geldi. İlk plağı listelere girdi ve hatta aynı şarkıyı ilk okuyan Yeliz ve sonradan okuyup şöhrete kavuşan Kibariye ile çekişmeye başladı. Hemen arkasından çıkardığı ilk LP’si ile dikkatleri üzerine çekmeye devam etti. Assolitliğe yükseleceği zaman değişiklik yapıp adını Serbülent Sultan yaptı. Serbülent Sultan oluşu çok büyük gazete ilanları ile farklı bir kampanya ile duyuruldu. Günlerce gazetelerin gazino ilanları sayfasında ‘Sahnelerde Büyük Olay: ÜESRBNEBTL UALTNS’ ilanları çıktı. Bülent Ersoy’un yükselişine karşı Serbülent olmayı tercih etmişti assolistliğe terfi ederken. Bülent Ersoy ameliyatla kadın olacağını açıkladığı zaman gazete röportajlarında ‘Bülent Ersoy kadın olamaz, olursa ya çıldırır, ya intihar eder.’ diyordu tabii ki bu sözleri gerçekleşemediği gibi Bülent Ersoy bu rakiplerine ‘Bana yetişmeleri için kırk fırın ekmek yemeleri lazım’ diyerek meydan okuyordu. Serbülent Sultan olarak assolistliği İstanbul sahnelerinde çok uzun yıllar süremedi çünkü 12 Eylül sonrası Bülent Ersoy ile başlayan sahne yasağında elinde pembe nüfus cüzdanı olmasına rağmen o da etkilendi. Kadın olmasına rağmen kadın kılığında sahnelere çıkanlarla aynı kaderi paylaştı ve kendini yurt dışına attı. O yıllardan beri Almanya ve Londra’da yıllarca sahne aldı. Plak devri kapandıktan sonra iki kaset yaptı. Hala yaşamına Londra’da devam ediyor ve sadece özel gecelerde sahne alıyor.





1981 yılında verdiği röportajında ‘Sonradan kadın olanların, güzle olsalar da zarif olamazlar. Bir kadının bel inceliği, kalça hatları istenildiği kadar ameliyat olsun, bir transseksüelde oluşamaz.’ demişti. O günlerde twitter yoktu bu sözleri olay olsun ama iyi bir magazin basını vardı ve sadece manşet olmakla kalmıştı. 
Twitter’dan Serbülent Sultan’ı takip etmeyi unutmayın. www.twitter.com/serblent4

(Bu yazı GZone Dergisi Kasım 2014 sayısında yayınlanmıştır)